İnsanları; mezhebi, soyu, partisi veya unvanı ile değil, ahlakı, adaleti ve yurt sevgisi ile değerlendirmek gerekir. Bu yazı, siyaset karşısında yurttaşın sorumluluğunu, toplumsal birlik ihtiyacını ve karakterin her türlü kimlikten daha değerli olduğunu tarihî ve güncel örneklerle ele alıyor.
Bir politikacı, ister milletvekili olsun ister belediye başkanı, seçim öncesi dönemde harcadığı para ile önemli gelirler sağlayabileceği bir işletme açabilir.
Birkaç milletvekili bir araya gelip, seçim öncesi dönemde harcadıkları para ile önemli gelirler sağlayabilecek bir fabrika kurabilir.
Bunu yapmak yerine kendilerine daha fazla gelir ve bitmek bilmeyen bir otorite sağlayacak bir sisteme yatırım yapıyorlar.
Ve onların destekçileri, onlar adına çalışıyor, kavga ediyor, eşe dosta küsüyor, vekilini sıkı sıkıya savunuyor. Sonra o vekil veya belediye başkanı seçildiği partinin ideolojisine tamamen aykırı bir partiye geçebiliyor. Öncesinde sövülen kişi rakip partiye geçince “Sayın Başkanım” olabiliyor.
Sünni, Alevi, Şii olmak bir ölçü değildir.
Birinin namaz kılması, oruç tutması, Kur’an-ı Kerim okuması, diğerinin dede soyu olması, daha önce iyi bir memur olması da bizler için bir ölçüt değildir.
İnsanın babası peygamber de olabilir ama durumu Nuh’un (as) oğluna ve Adem’in (as) oğlu Kabil’e benzeyebilir. İnsanın kendisi de peygamber olabilir ama durumu İbrahim’in (as) babasına benzeyebilir.
İnsan peygamberin eşi de olabilir; ancak sonu Lut’un (as) eşi gibi olabilir. Yahut İmam Hasan’ın hain ve katil eşinin durumuna düşebilir.
İnsan halife olabilir, Müslümanların emiri sıfatı ile Allah’ın son elçisinin torunu İmam Hüseyin ve diğer torunlarının, sahabelerin ve tabiinlerin kanını da akıtabilir. Hatta onun ordusu Mekke’yi muhasara altına alıp Kâbe’yi de yakıp yıkabilir. Emevi ordusu Mescid-i Nebevi’nin içinde atlarla tepinebilir…
Kısaca ne kendilerine ne de bize onların soyu sopu, unvanları bir yarar sağlamaz!
Elbette kimi de atalarını örnek alırlar ve tıpkı onlar gibi adaletli yöneticiler, iyi huylu insanlar ve kendini topluma adayan öğretmenler olabilirler. Örneğin öğretmen deyince iki isim aklımda canlandı. İlki İmam Cafer-i Sadık, ikincisi Türkiye’mizin başöğretmeni Gazi Mustafa Kemal Atatürk.
Yöneticilerde bizi ilgilendirenler ancak ahlak, dürüstlük, şeffaflık, adalet, liyakat, insan ve yurt sevgisi olabilir.
Bunun dışındaki hiçbir şey ölçüt değildir. Hemşehricilik, mezhepçilik, tarikatçılık, dernekçilik vesaire, bunlar ilkel hesaplardır ve uygar insanın karar vermesinde etkisi olmamalıdır.
Yöneticiler her bir ırktan, dilden, dinden, cinsiyetten olabilir; bu bizi ilgilendirmez. Çünkü bunlar seçtiğimiz özellikler değildir. Ayrıca ayrımcılık kesinlikle kabul edilemez. İyi, çalışkan, temiz, adaletli yöneticiler arıyoruz!
Ahlak, edep, haya, ar, namus, dürüstlük bir dinin tekelinde değildir; bunlar karakter özellikleridir. İnsanın ahlaklı, dürüst, yardımsever, iyi olması için bir dine ihtiyacı da yoktur. Zira ne namaz ne oruç hastalıklı bir kalbi tedavi etmemiştir ve bunlar bir giysi gibi çoğu insanı kandırmaya neden olmuştur. Ama ahlaklı bir insanda inanç ilahi bir renk olmuş, toplum için güzel bir örnek olmuştur.
Bu nedenle, böylesi insanlar her mezhep, tarikat veya politik ideoloji tarafından bile sevilmiş, sayılmıştır. Buna en güzel örnek İmam Ali’dir.
Sünniler sadece onun için “Kerremallâhu vechehu” der, diğer sahabeler ve tabiinler için ise “rahmetullahi aleyh” derler; çünkü bilirler ki Ali, Allah’ın rahmetini ve takdirini zaten kazanmıştır. O hâlde onun için “Allah onun yüzünü şerefli/mükerrem kılsın” veya “Allah onun yüzünü ak etsin” derler.
Bu nedenle tarikatlar, kendilerinin doğru yolda olduğunu ve köklerinin sağlam olduğunu ifade etmek için sözde şecerelerini İmam Ali’ye, Ehl-i Beyt’e dayarlar.
Pek çok ideoloji, devlet yöneticiliği, ilke sahibi olmak, erdem, ahlak, çalışma, azim ve toplum için korkmadan doğruyu savunmak konusunda İmam Ali’yi model gösterir.
O, hem ilim şehrinin kapısıdır hem de bizleri birleştiren bir rehberdir.
Ama İmam Ali bile ahlaksız siyasetçiler ve iki yüzlü alçak taraftarlar ile mücadele etmeyi başaramamıştır. Çünkü insanı, “insan-ı kâmil” makamına yükselten sıfatların o ruh ve bedende köklenip filizlenmesi için nefis mücadelesi gerekir. Ayrık otlarından, gereksiz yük olan dallardan ve yapraklardan budanan gül coşar; rengi ve kokusuyla pisliğe galip gelebilir, hiç değilse çevresini güzelleştirir.
Belki örneklerim Ehl-i Beyt imamları üzerinden çok ve kapsamlı olmuş olabilir ancak benim için onlardan daha iyi kılavuzlar da yoktur!
Yeter ki insanın içinde hizmet etme duygusu olsun. Sevince insan ülkesini ve halkını, hizmetin her safhasında canla başla mücadele eder.
Örneğin bu topraktan beslenince, Halide Edip Adıvar, Orhan Veli Kanık, Namık Kemal, Orhan Kemal ve Yaşar Kemal gibi çınarlar yetişir.
Sanayi ve ulaşımda öncü olan icraatları ile yüksek takdiri, saygı ve sevgimizi kazanan Vecihi Hürkuş, Nuri Demirağ, Şakir Zümre gibi isimler de yetişti Türkiye’mizde. Onlar da yerli ve milli ulaşım ve silah sanayisini kurdular!
Ve buna başka bir örnek Mustafa Kemal Atatürk! Bence iktidar partisinin en önemli icraatlarından biri, Atatürk’ün daha iyi anlaşılmasına katkı sağlamış olmasıdır.
Ey canlar, durun bir düşünün; siyasetçilerin arzuları, tutkuları ve gelip geçici istekleri için kendinizi onların elinde birer kuklaya dönüştürmeyin. Kalp kırmayın, ölçülü olun. Sakince düşünün ve hatırlayın onların yapıp ettiklerini.
Şu sözü bilmeyen var mı: “Böl, parçala, yönet!”
Mutlu bir toplum, güzel bir gelecek, iyi bir yaşam için bir araya gelin! “Birlikten güç doğar” demek, “bir varmış bir yokmuş” demek değildir.
Parçalanmayın, ortak noktalarda buluşun, iyi bir gelecek için gerekirse taviz verin, budanın, birleşin ve aşılanın! Gelin, ele ele verelim. Çocukların, kuşların, tüm canlıların şarkılar söyleyip gülüp oynayacağı bahçeyi, o güzel yurdu hep birlikte var edelim.
İyilikler; iyilerin ve iyi olmayı seçip iyilik için çabalayanların olsun.
Saygılarımla
Ragıp Kâmil İlbeyi (Kültigin)
