Notice: Undefined index: layout_mood in /home/erkinses/public_html/wp-content/themes/viewtube/header.php on line 186

Yeryüzünde yaşayan insanların neredeyse tamamı ya yoksul ya orta gelirli yada gününü kurtaran, yarını belli olmayan, bu duruma ses çıkarmaması için ‘şükür’ ile avutulup, korku ve umutlarına etki eden masallarla uyuşturulmuş, emeği sömürülmüş, kendindeki cevheri fark edemeyen insanlardan, az bir kısmı ise zenginlerden oluşmaktadır.

Aralarında dürüst alım satımla baylaşanlar (zenginleşen) olsa da pek çoğu bir şekilde ya halkı ya devleti sömürmüş, rekabeti yok etmiş, adaletsizce, zalimce insanları ucuza hatta Batı’nın karanlık ve kanlı tarihinde olduğu gibi yarı aç yarı tok çalıştırmıştır.

Emperyalistler için kölelerin ölmesi yada yaşaması önemli değildir. Nasıl olsa sömürülen dev bir kıta vardır!

Patronlar için işçinin mutsuz olmasının, borçlarının olmasının, sorunlarının olmasının, hayatında bir kere bile tatile gitmemiş olmasının, insan gibi yaşayamamasının, kalitesiz bir hayatının olmasının önemi yoktur! Nasılsa dışarıda aynı paraya hatta daha azına çalıştıracağı işçi köleler vardır!

Değerli okur, dünyanın kaynakları azalabilir, ancak doğa kendini yenilemek üzerine tasarlanmıştır. Özen ve tutumluluk ile doğanın verdiği ürünler, yarattığı canlılar yeniden var olacaktır.

Yeryüzünün kaynakları hepimize yeter. Eğer bu kaynaklar adilce bölüşülürse daha kaliteli, onurlu bir yaşam mümkündür. Daha az çalışıp ailenizle, sevdiklerinizle, arkadaşlarınızda daha fazla zaman geçirmek bir hayal değildir.

Ortalama insan yaşam süresini 70 yıl olarak hesaplarsak, neden birilerine daha fazla kazandırmak için gönüllü köleler olarak üstümüze basılmasına, ezilip, sömürülmemize olanak tanıyalım?

Biz böcek miyiz? Ben böceklere bile zarar vermem. Onları ben yaratmadım. Canlıları yok etme hakkım yok. Ama bu birilerine komik gelir, alt tarafı böcektir der ‘şaakkk’ diye indirir terliği yada gazeteyi, ezer, parçalar, yok eder böceği. Oysa onun yaşam alanını işgal eden insandan başkası değildir.

Fakat o bunu düşünemez, umursamaz, sanki bu olay olmamış gibi unutur, belleğinde yer etmez. İşte emperyalizm ve siyonizm de böyle bir ideolojidir.

İdeolojiler ağaçtan düşmemiştir. İnançlar yada ülküler zaten insanda var olan deneyim, düşünce ve olguların fikir aşamasından geçip yazıya yada uygulamaya dökülmesi, yada söz ile geleceğe taşınması ile var olmuştur.

Demek ki emperyalizm kadar canavar olabilir insanlar.

Ne yazık ki gücü elinde bulunduran, eğer olgunlaşmamış ise canavarlaşıyor. İster devlet başkanı, ister patron, ister popçu, ister manken, ister zengin ister köy ağası hatta aile babası…

Mutlak güç insanı yavaş yavaş zehirler. İnsan tanrı olmayı hep ister. Geşmişten gelen mirası bugün sinema filmlerinde, çizgi filmlerde izliyor, romanlarda okuyorsunuz. İnsan kimsede olmayan özel güçler istiyor. Gizemli, olağanüstü güçleri olan, yenilmez bir varlık…

Ancak bunlar olmayınca fakat insanlar üzerinde egemenlik kuracak para, din, ideoloji, korku, umut vb. varsa en iyi bilenin kendisi olduğuna, yaptığı her işin doğru olduğuna, sorgulanamaz, yargılamanaz olduğuna, hata yapmadığına, daha güçlü olabilmek için her hukuksuzluğu yapmanın ona ait bir ayrıcalık ve hak olduğuna inanıyor.

Değerli okur, onurlu bir yaşam ve mutlu bir dünya için, denenmiş ve başarısız olmuş ülküleri savunup düşmanlığı geleceğe taşımak yerine, bizlerin sadece insan türü olduğunu kabul et.

Renkler, diller, inançlar, fiziksel ve zihinsel özellikler yada sana göre eksiklikler, cinsiyetler ve diğerleri birer ayrım olgusu değildir. Bizler sadece insanız ve iki tip insan vardır. İyi insan kötü insan. Ve iki yol vardır; doğru yol eğri yok.

Kim ne olursa, ne giyerse, ne yerse, ne içerse, neye inanırsa, nasıl yaşarsa yaşasın, yeter ki birlikte yaşamayı, birbirimizi sevmesek bile saygılı olmayı, toplumsal kurallara uymayı, ortak paydalar arayıp bulduğumuz paydaları korumaya çalışalım.

Kendimiz, çocuklarımız, yarınlarımız için mutlu bir dünya ve mutlu insanlar ülkesini kuralım. Sınırları olmayan, fikirlere, düşüncelere, umutlara sınır çekmeyen.

Son yıllarda yaşadığımız olaylar bize gösterdi ki, sağlıklı, mutlu, iyi bir yaşam, güzel bir gelecek için eğitim, ilim, bilim ve kararlılıkla çalışmak gerek.

Halkı uyuşturan hurafeleri ile savaşlara katılan, koca bir ülkeyi nefesiyle kurtaran, rüyasında oraya buraya savaşa giden mücahitlere yardım eden, naz yapmasıyla depremleri, afetleri durduran, uzay roketinin civatasını gevşetip düşürenler, ete kemiğe bürünen haşa ‘Allah’ olup tekerlekli sandalyaden tek başına kalkıp tuvalete gidemeyenler, Mehdi / Mesih olduğunu iddia edip halkı kurtaracağını iddia şarlatanlar ne kendilerini, ne ailelerini, ne de aldattıkları topluluğu kurtarmış değillerdir.

Olağan zamanlarda insanların gideceği yerin cennet yada cehennem olacağını belirleyen, peygamber gösteren terlik, cehennem ateşinden koruyan yanmaz kefen, çocuk veren bilmem ne, duaları kabul ettiren okunmuş su, hastalık, afet, felaketlerden koruyan muska yada hilye-i şerif vesaire satanlar insanlar, salgın döneminde insanların derdine derman olamamıştır.

Esnaf esnaf gezip Müslüman halka tebliğ yapan, Arap yöresel giyimlerini dinin emri sananlar, ‘dinsiz’ diye alay ettikleri bilim insanlarının geliştirdiği aşılara, ilaçlara muhtaç oldular.

Batı tarzı giyim, kültür vb. bizi gavurlaştırır diyenler Mercedes, BMW marka arabalardan inmediler. Soğutucu Bosch, televizyonu Samsung, telefonu Apple, bilgisayarı Asus…

Siz ‘İhlas’ adında bir uzay mekiği duydunuz mu? Fetih adında bir uzay istasyonu? Hicret adında bir tren, Hira adında güvenlik yazılımı, Tevhid adında bir uçak, mücahid adında bir otomobil markası duyamazsınız? Ancak İhlas adında insanları mağdur eden, yolsuzluk yapan bir finans şirketinin adını duydunuz!

Bunlar da Müslüman olmayan toplumların buluşlarıdır. Peki ya Müslümanlar… 7 yüzyıl Müslüman bilim insanları olmasa söyleyecek sözleri de olmayacak ancak biz 21. yüzyıldayız.

Neden aşı, ilaç ve türlü hastalıkların tedavisi için ‘işte şu muskayı bulduk, elimizdeki verilere göre 14 gün içinde şu sonucu veriyor, filan hastalığı yok edebilir, ikinci doz hilye-i şerif ve 3. doz nal-ı şerif takviyesi ile hasta yeniden sağlığına kavuşabilir’ diyemiyorlar?

Diyemezler, çünkü bunlar müşriklerin putundan farksız! Kendilerine bile hayrı yok!

Bugün ister bir İbrahim gelsin ister bir İsa ister bir Muhammed… karşısına çıkacakların başında yobazlar, siyasiler ve patronlar gelecektir.

Değerli okur, cennete gitmeyi arzulayıp dünyayı cehenneme çeviren, emeğini, inançlarını, duygularını sömüren, patronlara, din adamlarına, siyasilere izin verme.

Eğer inanıyorsan sen sadece Tanrı’ya kul ol!

Korkma! Şu üç günlük dünyada erdemlice yaşamak ulu Tanrı tarafından da sevilen yüce bir davranıştır.

Unutma, İmam Ali’nin bu sözünü kendine kılavuz edin. Çünkü o güzel ahlâklın tamamlayısı olan Muhammed Mustafa’nın s.a.v. yetiştirdiği, doğru yoldan şaşmayan bir kılavuzdur. “Allah seni özgür yaratmışken, başkasının kölesi olma.” – Hz. Ali.

Ragıp Kâmil İlbeyi 03.11.2021 Çarşamba

Leave a Reply